Kırmızı Başlıklı Şeytan
3 Haziran 2012 Pazar
Grup C: Eğlence Burada
EURO 2012 gruplarında sırayı C Grubu alıyor. İspanya, Hırvatistan, İtalya ve İrlanda'nın bulunduğu grup, bence turnuvanın en renkli grubu olacak. İspanya'nın önderliği var ama arkadaki takımlar her halükarda arıza çıkarabilecek kapasitede takımlar.
İspanya: FIFA sıralamasında 1. olan İspanya sadece grubun değil, turnuvanın da en büyük favorisi. 2010'da Dünya şampiyonu olan İspanya, 2008'de ise Avrupa şampiyonluğu yaşamıştı. Yani son iki büyük turnuvadan şampiyon olarak ayrıldılar ve unvanlarını korumak isteyecekler.
I Grubu'nda eleme maçları oynayan İspanya, oynadığı tüm maçları kazanarak buraya geldi. Nispeten kolay bir grupta mücadele etmiş olan İspanya, Liechtenstein dışında tüm takımlardan en az 1 gol yedi. Vicente del Bosque, çıktığı 30 maçın 28'ini kazandı. Bu da önemli bir avantaj.
İspanya oynadığı hazırlık maçlarından bazılarında rahat galibiyetler aldı. Venezuela, Sırbistan ve Güney Kore gibi üç farklı takımla oynayıp kazandılar. Ancak Portekiz, Arjantin, İtalya ve İngiltere gibi güçlü ülkeler karşısında döküldüler.
"Şu şu tehlikeli oyunculardır" demeye gerek yok. İspanya'da formsuz olarak nitelendirebileceğimiz Pepe Reina var. Onun dışında Torres bile iyi durumda, kendine geldi. Çılgın bir orta sahaya sahipler. Iniesta-Xavi-Xabi-Silva-Mata gibi büyük yıldızlar var. Puyol oynamayacak olsa da, savunmaları da hala iyi. Pique-Ramos ikilisi eğer birbirleriyle anlaşmaya başlarlarsa takım için epey olumlu olacak. Arkanızda böylesi muhteşem orta saha oyuncuları olunca, gol atmak da zor olmayacaktır. Villa belki yok ama Torres, Pedro, Llorente bence yeterli katkıyı sağlayacaklardır. İspanya, kesinlikle çok iyi takım.
Gruptan çıkacaklarını düşünüyorum ama bu zorlanmayacakları anlamına gelmiyor. Son dünya kupasında İsviçre sürprizini unutmayalım. Benim Almanya'dan sonraki diğer final adayımdır. Grupta tempoyu yakalarlarsa finalleri de rahat geçerler.
Hırvatistan: FIFA sıralamasında 8. olan Hırvatistan, 98'in ekmeğinin bittiğinin farkında. O muhteşem jenerasyon artık yok. Yerlerine belki daha teknik genç oyuncular geldiler ama onlar da henüz istenen seviyede top oynayamıyorlar. Klasik bir takım olamama sendromu yaşıyorlar.
Hırvatlar zorlu bir şekilde buraya geldiler. Yunanistan'ın arkasında, F Grubu'nda ikinci oldular. Gürcistan'a son dakikada yenilmeleri ve Yunanistan mağlubiyeti elbette hanelerine kötü skorlar olarak yazıldı. Play-offlarda ise Türkiye karşısında oynadıkları futbol ve deplasmanda aldıkları rahat galibiyetle, turnuvanın sürprize aday takımı olduklarını gösterdiler.
Hırvatlar'ın hazırlık maçlarında dengesizlik hakim. İsveç'e yenilip Norveç'le berabere kaldılar. İrlanda ve Fransa'yla da berabere kaldılar. Estonya ve Çek Cumhuriyeti'ni ise yendiler. Bilic'in planları turnuva için elbet ama hazırlık maçlarına bakıp da kesin bir şey söylemek zor.
Hırvat ekibinde yetenekli çok futbolcu var. Srna önderliğinde, Modric, Rakitic, Vukojevic, Perisic gibi muhteşem bir orta sahaları var. Jelavic, Everton'da iyi bir sezon geçirdi. Forvette Mandzukic'le değişmeli oynayabilir. Tabi Eduardo da var o bölgede. Savunmada ise Simunic-Corluka ikilisi bence turnuva için yeterli. Pletikosa da muhtemelen kalede yer alacak. Güzel takım.
Elbette zor bir gruptalar. Ama bence İtalya ile kafa kafaya oynayacak bir takım Hırvatistan. Turnuvanın sürpriz adayıdır. Yarı final yaparlarsa şaşırmamak lazım. Bilic'in Milli Takım'daki son büyük turnuvası. İz bırakmak isteyecektir.
İtalya: FIFA sıralamasında 12. olan İtalya, turnuvaların vazgeçilmez ülkesi. 2006'daki dünya şampiyonluğu sonrasında, şike süreciyle birlikte, düşüş yaşamış olsalar da, İtalya toparlanıyor. Tabi bu satırlar yazıldığı sırada, İtalya'da başka bir şike sancısı yaşanmaya başlamıştı. Hayırlısı.
C Grubu'nda İtalya, oldukça sert bir gruptan mağlubiyet almadan çıktı. Kuzey İrlanda ve Sırbistan deplasmanlarında berabere kalan İtalya, hiç mağlup olmadı. Koç Prandelli'nin ekibi, elemelerde sadece 2 gol yedi. Daha da önemlisi, kadroyu gençleştirerek yeni bir takım yarattı.
İtalya, hazırlık maçlarında sadece Polonya'yı yenebildi. ABD, Rusya, Uruguay mağlubiyetleri kafalarda soru işaretleri bıraktı. Özellikle Rusya karşısındaki futbol, otoritelerce sorgulandı. Sanırım şike dedikoduları, futbolcuların kafasını erken karıştırmaya başladı.
İyi bir kadroya sahipler. Balotelli'nin performansını önemsiyorum. Çünkü onun iyi oynaması halinde, İtalya çok farklı bir takım olabilir. Buffon, Pirlo, Di Natale gibi futbolcular son turnuvalarına çıkıyor olabilirler. Cassano da Prandelli'nin şans verdiği ve beğendiği isimler arasında. Orta sahada De Rossi ve Marchisio'nun hücuma katkıları da önemli. Golcü sıkıntısı olan İtalya'da, bu özellikteki iki futbolcunun olması epey olumlu.
İtalya, 1982 ve 2006 yıllarında, zor dönemler geçirdiği zaman kupaları kazanmayı bildi. Yine bunu başarabilir. Gerçi kampı polisin basması ve soruşturma yapması, futbolcuların ruh sağlığını olumlu etkilemeyecektir ama yine de İtalya büyük takım. Hırvatistan ve İrlanda maçlarındaki oynayacakları kaliteli futbol, çeyrek final kapısını aralar.
İrlanda: FIFA sıralamasında 18. olan İrlanda, Avrupa Şampiyonası'na ikinci kez katılıyor. Büyük turnuva tecrübelerinin olmaması en büyük handikap. Ama yürekleriyle oynayan ve başarıya aç oyuncularının olması, onları tehlikeli kılıyor.
Elemelerde Rusya'nın arkasında kalan İrlanda, play-offta Estonya'yı rahat geçti. Rusya karşısında oynadıkları 2 maçta 1 puan toplayabilmeleri, onları play-offa atmış olsa da; sadece 7 gol yemiş olmaları önemli. Oldukça dengesiz takımların bulunduğu grupta bunu başarmak zor.
Hazırlık maçlarında İtalya ve Bosna'yı yenmeleri, Hırvatistan ve Çek Cumhuriyeti ile berabere kalmaları onlar açısından muhteşem oldu. Özellikle bu 4 maçın 3'ünden gol yememiş olmaları çok önemli. 12 maçtır yenilmeyen İrlanda, bunlardan 8'inde gol dahi yemedi.
İrlanda'nın, turnuvada öne çıkarmak isteyeceği yönü savunma olacaktır. İtalya ve İspanya karşısında açılmaları, faciayla sonuçlanabilir. Trapattoni iyi adam, net konuşmalarını severim. Ama muhtemelen grupta sıkıcı futbol oynatmak isteyecektir. Dilerim yanılırım. Robbie Keane'in oynaması bile bu turnuva için önemli. Bu özel adamla birlikte kaleci Given, savunma oyuncuları Dunne-Kelly ve orta saha McGeady-Duff ile birlikte İrlanda takip edilmesi gereken takımlardan biri olacaktır.
İrlanda bence gruptan çıkamaz. Ama kesinlikle grupta zorluk çıkaracaktır. Sert savunmaları, turnuvadaki kaderlerini tayin edecek. Eğer Keane de form tutarsa, İrlanda'nın sürpriz maçlarını izleyebiliriz.
2 Haziran 2012 Cumartesi
Grup B: Öldürmeyen Allah Öldürmüyor
EURO 2012 gruplarını incelemeye devam ediyorum. Şimdi sırada Almanya, Hollanda, Portekiz ve Danimarka'nın olduğu B Grubu var. Ölüm grubu olarak adlandırılan bu grupta, kimin ne yapacağı belli değil. Almanya-Hollanda ağır bassalar da, Ronaldo'lu Portekiz ve '92 fatihi Danimarka da etkili olacaktır.
Almanya: FIFA sıralamasında 2. sırada bulunuyorlar. Tarihlerini uzun uzun anlatmaya gerek yok. 3 Dünya, 3 Avrupa Şampiyonluğu bulunuyor. Geçen seneki Avrupa Şampiyonası'nda finale yükselmiş, ancak İspanya'ya 1-0 mağlup olmuşlardı. Bu sene, son turnuvada yaklaştıkları hedefe ulaşmak istiyorlar.
Almanya, katıldığı son iki turnuvada İspanya belasını aşamadı. Yine oldukça iddialı geldiler turnuvaya. A Grubu'nda tüm maçları kazandılar ve 34 gol atıp 7 gol yediler. Hazırlık maçlarında ilginç skorlar aldılar. İsviçre'ye 5-3 yenilmiş olmaları bunlardan biri. Ukrayna ve Polonya ile berabere kaldılar. Ancak Hollanda ve Brezilya'yı yenmeyi başardılar. Hazırlık maçlarında oldukça dengesizdiler.
Kadro oldukça iyi. Klose, Mesut ve Mertesacker dışındaki tüm futbolcular Bundesliga'da oynuyorlar. Bayern'den 8, Dortmund'dan 4 futbolcu kadroya seçildi. Almanlar'ın, özellikle savunması dikkat çekiyor. Neuer, Lahm, Boateng ve hatta Badstuber oldukça formdalar. Mesut-Schweinsteiger ortaklığında oluşturulan orta saha da futbolseverlerin iştahını kabartacak cinsten. Bunların yanında Götze-Reus-Kroos gibi genç yetenekler de var. Forvette ise Müller-Klose-Gomez üçlüsü gol sıkıntısını çözecek kalibrede topçular.
Açıkçası Almanya, benim turnuvadaki favorim. Mutlaka finale kalacaklardır. Finale kadar İspanya ile eşleşmezlerse bence "o sene, bu sene" olabilir.
Hollanda: FIFA sıralamasında 4. sırada bulunan Hollanda, yine tarihini anlatmaya gerek görmediğim takımlardan. Dünya Kupası'nda üç kere finale kalmış olsalar da, bir türlü kupaya uzanamadılar. Avrupa'da ise bir kez şampiyon oldular. Van Basten'in, Batı Almanya'ya attığı efsane golün senesi olan 1988'de kupayı kazanmışlardı. Son şampiyonaya ise iyi başlamışlar, ancak Rusya'ya çeyrek finalde elenmişlerdi.
Hollanda, elemelerde E Grubu'nda yer aldı ve sadece İsveç'e kaybetti. Geri kalan tüm maçlarını kazanmasını bildi. Elemelerde attıkları 37 golün 16'sı San Marino karşısındaydı. Bir ölçü saymamız doğru olmaz. Hollanda'nın hazırlık maçlarındaki performansı soru işareti yarattı. Almanya ve Bulgaristan'a kaybettiler. İsviçre'yle berabere kaldılar. İngiltere'yi, eksik olduğu zamanda, son dakikada yenmiş olmaları ise kendileri için tek pozitif sonuç oldu.
Hollanda çok güçlü hücum hattına sahip ama işler savunmada biraz bozuluyor. Heitinga-Mathijsen ikilisinin nasıl bir performans göstereceği soru işareti. Tek iyi şey van der Wiel'ın bulunması ama o da 2010 seviyesinde değil. Hazırlık maçlarında, her maç 2 gol yiyen takımın savunmayı daha çok düşünmesi gerek. Van Persie ve Huntelaar rüya gibi bir sezon geçirdiler. Ancak Robben'in Şampiyonlar Ligi faciası, Sneijder'in Inter'de düzenli olarak forma giyememiş olması canları sıkıyor. De Jong-Van Bommel ikilisi ise orta sahanın güvenebileceği ikili.
Açıkçası savunma performansı Hollanda'nın kaderini belirleyecek. 2008'deki gruplarda savunmaları çok zorlanmamıştı. Ama bu sefer Portekiz tehlikesi var. Eğer işin o kısmını halledebilirlerse, gruptan da çıkarlar.
Portekiz: FIFA sıralamasında 5. durumdaki Portekiz, 1996'dan sonra, '98 Fransa hariç, bütün büyük turnuvalara katıldılar. 2006'da Dünya dördüncüsü oldular. Avrupa Şampiyonaları'nda ise sonuca kendi evlerinde ulaşmak üzereydiler ama Yunanistan buna engel oldu. Bu sene de, Ronaldo önderliğinde yine iddialılar.
Portekiz'in elemelerden çıkması oldukça sancılı oldu. İlk iki maçlarını kaybettiler. Kıbrıs'la 4-4 berabere kaldılar, Norveç'e yenildiler. Ancak teknik direktör olarak Paulo Bento işin başına gelince toparlandılar. Sonraki 5 maçı kazanıp 16 gol attılar. Son maçta ise, şimdi de rakipleri olan Danimarka'ya yenildiler ve play-off oynamak durumunda kaldılar. Kendi evlerindeki 6-2'lik galibiyet yeterli oldu.
Hazırlık maçlarında Polonya ve Makedonya ile berabere kalan Portekiz, İspanya'yı 4-0 gibi bir skorla yenmeyi başardı. Bu galibiyet, onlara elbette özgüven getirmiştir. Arjantin'e 2-1 yenildikleri maçtaysa, oynadıkları futbolla pek çok kişinin övgüsünü aldılar.
Portekiz'de önemli iki orta saha oyuncusu yok. Danny ve Carlos Martins, sakatlıklarından dolayı forma giyemeyecekler. Savunmadaki iki isim, Carvalho ve Bosingwa da, milli takımı bıraktıklarını söylemişlerdi. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, hala önemli futbolcuların bulunduğunu söyleyebilir. Pepe-Bruno Alves savunmada, Meireles-Moutinho-Nani orta sahada ve Ronaldo forvette önemli olarak sayabileceğimiz isimler.
Şu anda Portekiz'in sorunu (aslında yıllardan beri süregelen sorun) forvet hattı. Postiga istenen düzeye bir türlü gelemedi. Almeida da keza aldığını atan bir futbolcu değil. Ronaldo'yla uyum içinde olabilecek bir forvet eksikliği hissediliyor. Belki genç Nelson görev alırsa bunu sağlayabilir. Oldukça umut vaat eden bir forvet.
2010'daki gibi yine tüm yük Ronaldo'ya bindirilirse gruptan çıkmak zorlaşır. Takım halinde iyi savunma yapmaları şart bu grupta. Forvet oyuncularının da en iyi günlerinde olmaları gerekecek. Belki orta sahadan sürpriz isimler skora katkıda bulunabilir.
Danimarka: FIFA sıralamasında 10. sırada bulunan Danimarka, grubun en zayıf halkası konumunda. Dünya Kupaları'nda zaten yoklar da, Avrupa Şampiyonaları'nda da 92'den sonra unutuldular. "Plajdan gelip şampiyon olan takım"dan eser yok.
Teknik direktör Morten Olsen oldukça fazla eleştirildi. 2008'de elemeleri geçemeyince istifası istendi. Ancak tecrübeli hoca göreve devam etti. 2010'da gruplara kalmayı başardı ama devamını getiremedi. Bu sene ise Portekiz'in de bulunduğu H Grubu'ndan lider olarak çıktı. Sadece bir mağlubiyet aldılar ve yedikleri 6 golün 4'ü Portekiz'e karşıydı.
Hazırlık maçlarındaki skorlar pek iç açıcı değil. Brezilya, Rusya ve İskoçya'ya yenildiler. İsveç, Finlandiya ve Slovakya karşısında ise galibiyet aldılar. Zor takımlara karşı şansları pek tutmadı ama başa baş mücadele edebilecekleri takımları yendiler.
Kadro olarak turnuvanın en vasat takımlarından birine sahipler. Alternatifler çok yok. Bendtner yine gol yollarındaki en büyük yardımcıları olacak. Eriksen, Agger gibi iki önemli futbolcu dışında, fark yaratabilecek bir isim yok. Özellikle kaleciler büyük sıkıntı.
Danimarka'nın grupta galibiyet alabileceğine inanmıyorum. Gruplarda Portekiz'e karşı üstünlük sağlamış olsalar da, finallerde aynı şeyi yapacaklarını zannetmiyorum. Belki bir beraberlikle turnuvayı kapatırlar.
1 Haziran 2012 Cuma
Grup A: İnsanlık Suçu
EURO 2012 hazırlıklarımız ve tanıtımlarımız devam ediyor. Şimdi yavaştan gruplara bakıyoruz. İlk olarak Polonya, Yunanistan, Rusya ve Çek Cumhuriyeti'nin olduğu A Grubu'nu inceliyoruz. Kağıt üstünde çok kötü bir grup ve maçların sıkıcı geçmesi bekleniyor. Umarım bu öngörümüzde hatalı çıkarız.
Polonya: FIFA sıralamasında 65. olan Polonya, ev sahibi olarak turnuvada yer alıyor. 1974 ve 1982 Dünya Kupaları'nda üçüncülük kazanmış olsa bile, Avrupa Şampiyonası'nda pek başarısı yok. İlk kez 2008'de katılmış ve tek beraberlik alarak gruptan çıkamamıştı.
2010 Dünya Kupası elemelerini geçemeyen Polonya, teknik direktör değişikliğine gidip Franciszek Smuda'yı başa getirdi. Polonya son iki senedir zorlu maçlar oynamadığı için performansı merakla bekleniyor. Genel olarak genç bir kadrosu var ve bu genç kadronun, ev sahipliği baskısını kaldırıp kaldıramayacağı düşündürüyor.
Hazırlık maçlarında Portekiz ve Almanya ile berabere kaldı. Macaristan, Belarus, Norveç ve Arjantin'i de yenmeyi başardı. Yani iyi sinyaller verdiler. Borussia Dortmund'dan 3 oyuncu takımda yer alıyor ve sorumluluk almaları beklenecek. Kaptan Blaszczykowski, forvet Lewandowski ve savunmanın sağında oynayan Piszczek takımın önemli parçaları. Lewandowski bu sezon 22 gol, 8 asistle Bundesliga'da oynadı. Blaszczykowski ise 6 gol 9 asistlik bir performans sergiledi. Bunların dışında kaleci Szczesny, orta saha Obraniak da takım için önemli parçalar.
Polonya için bundan daha iyi bir grup olamaz. Ev sahibi avantajının getireceği baskıyı, pozitife çevirirlerse gruptan çıkabilirler. Genç ve yetenekli ayaklar var.
Yunanistan: FIFA sıralamasında 14. olan Yunanistan, 2004'ün ekmeğini artık bitirdi. 1994'te kötü, 2010'da vasat Dünya Kupası performansları sergileyen Yunanistan, 2004 Avrupa Şampiyonası'nda şampiyon olduktan sonra beklentilerin altında kaldı. 2008'de 0 çeken Yunanistan için bu turnuva, yeni oyuncular için oldukça önemli.
Yunanistan, elemelerde F Grubu'nda yer almış ve 7 galibiyet 3 beraberlikle grup lideri olarak çıkmıştı. Fernando Santos yönetimindeki Yunanistan, lider olarak gruptan çıkmış olsa da, bulunduğu grup nispeten kolaydı. Buna rağmen Gürcistan ve Malta beraberlikleri, Letonya ve diğer Gürcistan-Malta maçlarında da son dakika golleriyle 3 puanı kurtarmışlardı. Grup liderleri içinde en az golü Yunanistan attı.
Hazırlık maçlarındaki performansları etkileyici değil. Belçika ve Rusya ile berabere kalıp, Romanya'ya yenildiler. Karagounis, Katsouranis, Gekas gibi 30 yaş üstü futbolcuların artık son maçları olacak. Ninis, Papadopoulos gibi gençlerin de neler yapacağını merakla bekliyoruz.
Zor gol atan ve fazla mücadeleci olmayan Yunanistan'ın işi oldukça zor. 2008'deki tablo tekrarlanabilir. Yaşlı oyuncuların yaratıcılığına kalmış durumdalar.
Rusya: FIFA sıralamasın 11. olan Rusya, son Avrupa Şampiyonası'nda herkesi şaşırtmış ve bir o kadar da sevindirmişti. Yarı finale kadar çıkma başarısı gösteren takım, İspanya'ya 3-0 yenilmişti. Gruptaki ilk maçında da, bu defa 4-1 yenilmişti. İspanya laneti olmasaydı, bir sürpriz de onlar yapabilirdi.
!990'dan sonra Rusya'nın Dünya Kupaları'nda gruptan çıkmışlığı yok. Avrupa Şampiyonaları'nda ise en başarılı olduğu sene 2008'di. Öncesinde gruplardan çıkamamıştı. 2010 Dünya Kupası'na katılamayan takım için bu turnuva önemli. Elemelerde B Grubu'nda yer alan Rusya, tek mağlubiyetini Slovakya karşısında almıştı. Grup lideri olarak çıkan Ruslar'ın oyunu, otoritelerce beğenilmemişti.
Hazırlık maçlarında Sırbistan ve Danimarka'yı yenen Rusya, İran'a yenilip Kamerun'la berabere kaldı. Kadroda çok önemli isimler var. Özellikle forvet hattı (Kerzhakov, Pogrebnyak, Pavlyuchenko) oldukça dikkat çekici. Kerzhakov kendi takımında 18 gol attı. Keza Pogrebnyak da Fulham'a gittikten sonra vites arttırdı. Daha bunlara Arshavin, Dzagoev, Zhirkov, Anyukov, Akinfeev gibi futbolcuları da ekleyebiliriz.
Dick Advocaat yönetiminde Rusya oldukça tehlikeli gözüküyor. Defansları çok sağlam ve hücumda da kritik isimler var. Tek sorun, Advocaat'ın turnuva sonrası görevi bırakacak olması. Konsantrasyon sorunu yaratabilir.
Çek Cumhuriyeti: FIFA sıralamasında 26. olan Çek Cumhuriyeti, 1994'ten sonra Dünya Kupası'na bir kere katıldı, onda da grupları geçemedi. Avrupa Şampiyonaları'na ise hep katıldı. Hatta 96'da Bierhoff'un efsaneleştiği maçta, uzatmalarda Almanya'ya finalde 2-1 kaybetmişti. 2004'te ise Yunanistan'a, yine uzatmalarda yediği golle 1-0 yenilmişti.
2008'de Türkiye'ye karşı son dakikalarda yediği gollerle elenen ve bunalıma giren Çekler, 2010 Dünya Kupası'na da katılamamışlardı. Bu turnuvadaki elemelerde ise I Grubu'nda ikinci olabilmişti. İspanya'nın domine ettiği grupta Çekler, 4 galibiyet 3 mağlubiyet 1 beraberlik çıkarabilmişti. İskoçya deplasmanında, son dakikada tartışmalı penaltıyı gole çevirmemiş olsalardı, bugün burada İskoçya olabilirdi. Play-offlarda ise Karadağ'ı iki maçta da yenerek buraya geldiler. Grupta 12 gol atan Çekler, buraya elemeyle gelen takımlar içinde en az gol atan takım konumunda.
Hazırlık maçlarında Ukrayna'yı farklı yenen Çekler, Norveç'ten 3 ve Hırvatistan'dan 4 gol yiyerek yenilmişti. Çekler'in kadroya baktığımızda, hala dikkat çeken isimler; Cech, Rosicky ve Baros oluyor. Rosicky çok da iyi bir sezon geçirmedi, Baros burada düşüşte. Sadece Cech muhteşem bir sezon geçirdi. Takımda genç oyuncu Necid sakatlıktan çıktı ve performansı merakla bekleniyor.
Çekler'in kadrosu yaşlı. Ama bu aynı zamanda tecrübeyi de getiriyor. Önemli silahları ve teknik oyuncuları var. Eğer savunmada vasatın üstünde bir performans sergilerlerse, Çek Cumhuriyeti'nin bir şansı olabilir.
31 Mayıs 2012 Perşembe
EURO 2012 Statları
Artık EURO 2012'nin başlamasına sayılı günler kaldı. Yaklaşık 1 hafta sonra hayatımızda çok önemli değişiklikler yapıp, televizyon başında saatlerimizi geçireceğiz. Benim için Dünya Kupası'nın anlamı daha fazla olsa da, Avrupa Şampiyonası'nın da seyir zevki bir başka oluyor. 2 sene önce Dünya Kupası için yaptığım şeyin bir benzerini yine uygulayacağım. Önce statları, ardından grupları tanıtıp turnuva sırasında da kısa kısa maçları değerlendireceğim. Önce statlar:
Varşova Ulusal Stadı: Başkent Varşova'da bulunan ve 58.145 kişilik kapasiteye sahip stat. Açılış maçı burada oynanacak. A Grubu'nun üç maçı, bir çeyrek ve bir yarı final maçları da yine burada yapılacak. Bu turnuva için hazırlandı. Kapasitesi 70 bine kadar çıkartılabiliyor. Örümcek kamera sistemi de bulunuyor.
Wroclaw Şehir Stadı: 632 bin kişilik Wroclaw'ın stadı. Şehrin tarihi 10. yy'a kadar dayanıyor. 2011'de yapımı tamamlandı. Son şampiyon Slask Wroclaw bu stadı kullanıyor. 42.771 kişilik kapasitesi var. A Grubu'ndan üç maç burada yapılacak.
Gdansk PGA Arena: Baltık Denizi'nin kıyısında bulunan Gdansk'ta 455 bin kişi yaşıyor. Stat 2011 yılında tamamlandı. 43.615 kişilik kapasiteye sahip. C Grubu'ndan üç maç burada oynanacak. Ayrıca çeyrek finale de ev sahipliği yapacak. Stadın dış yüzeyi, polikarbondan yapıldığı için oldukça dikkat çekici.
Poznan Şehir Stadı: 450 bin kişinin yaşadığı Poznan'da bu stat,1980'de yapılıp 2010'da yenilenmiş. 41.609 kişilik kapasiteye sahip. C Grubu'ndan üç maç burada oynanacak. Dış yüzeyinde yer alan dikdörtgen prizması şekilleri dikkat çekici. Deniz kabuğu gibi duruyor.
Kiev Olimpiyat Stadı: Tarihi 1923'lere dayansa da, 2008'den sonra yeniden düzenlenmiş ve 2011 yılında açılmıştır. Stadın dizaynı ve ışıklandırmasıyla birlikte, taraftarların kendilerini tiyatroda veya operada hissetmesi mümkün. Stadın kapasitesi 60 bin kişilik ve final burada oynanacak. Ayrıca D Grubu'nun üç maçı ve bir çeyrek final mücadelesi de burada yaşanacak.
Kharkiv Metalist Stadyumu: 1,5 milyon insanın yaşadığı Kharkiv'de bulunuyor. 2009'da yeniden dizayn edildi. 38.500 kişilik kapasitesi var. B Grubu'ndan üç maç burada oynanacak. Stadın iç dizaynından dolayı "örümcek" lakabını almıştır.
Donbass Arena: Donetsk'te bulunan stadyum. Türk şirket ENKA tarafından yapılmıştır. 51 bin kişilik kapasiteye sahip. D Grubu'ndan üç maç, bir çeyrek ve bir yarı final maçı burada oynanacak. Yapı itibariyle uçan daireye benzetilmektedir.
Lviv Arena: 760 bin kişinin yaşadığı Lviv'de, 2011 yılında yapımı tamamlanan stat. 34.915 kişilik kapasitesi var. B Grubu'nun üç maçı burada oynanacak. Stadın dizaynına baktığımızda, klasik ve modern çizgilerin birlikte harmanlandığını görüyoruz.
29 Mayıs 2012 Salı
Akropolis Anıları
Geçtiğimiz günlerde, Monaco GP'sinin gölgesinde kalan WRC'nin Akropolis ayağı yapıldı. Ralli dünyasının en özel yarışlarından biridir. Kendine has karakteri vardır ve sürücüler için oldukça zorlu bir yarıştır. Bu seneki yarışı Sebastien Löeb kazandı ve 3. Akropolis zaferini elde etti. Hirvonen ikinci, Latvala üçüncü, Ostberg dördüncü oldu. Anlaşılan, bu sene de Löeb'ün şampiyonluğunu izleyeceğiz. Şimdiden 30 puanlık bir fark yarattı.
WRC'nin daha zevkli olduğu zamanlarda, Akropolis Rallisi de unutulmaz yarışlara sahne oluyordu. Bu yarışlardan beşini hatırlayalım:
2002 Akropolis: Petter Solberg'in, Subaru ile yarıştığı sezon. Co-pilot Phil Mills, gevşeyen direksiyon silindirini sıkıştırıyor. Bunu yaparken de Solberg aracı kullanmaya devam ediyor. Çok daha gerilerde bitirecekleri yarışı üçüncü sırada tamamlıyorlar.
2009 Akropolis: Citroen'lerin şanssız yarışı. Daha da önemlisi, Löeb'ün hayati tehlikesi olacak bir kazayı yara almadan atlatması. Üçüncü sırada devam eden Löeb, altıncı viteste giderken bir kayaya çarpıyor ve altı takla attıktan sonra durabiliyor.
2001 Akropolis: Sebastien Löeb'ün yavaş yavaş keşfedilmeye başladığı sene. Löeb, ufacık Citroen Saxo'suyla 19. sırada yarışı bitirmişti. Ancak kendi sınıfında birinci olmuştu. Bir daha da hiç kimse, bu sınıftaki bir araçla Akropolis'te bu kadar iyi bir sonuç elde edemedi.
1982 Akropolis: Kadın sürücülere pek alışık değiliz. Ancak Michele Mouton, ralli dünyasında önemli bir yere sahiptir. Üst seviyede yarışan son kadın ralli pilotudur. İşte Mouton, 1982'de lider Walter Rohrl'un 13 dakika önünde yarışı lider tamamlamıştı. O sezon şampiyonayı da ikinci sırada bitirmişti. Audi'si ise takımlar şampiyonasında birinci olmuştu.
1981 Akropolis: Audi'lerin lanetli yarışı. Önce servis alanında yangın çıkması işleri bozdu. Bu yangında, takım menajeri büyük yaralar aldı. Ardından bütün Audi'lerin diskalifiye edildiği açıklandı. Sebep, araçlardaki lambaların, standart olmayışı ve kullanılan lambaların motorun performansını arttıracak şekilde tasarlanmasıydı.. Bu da önemli bir hız avantajı sağlıyordu. Kötü geçen sezonda bir de bu ceza gelince, şampiyonayı beşinci sırada bitirmek zorunda kaldılar.
27 Mayıs 2012 Pazar
Carroll Shelby: Efsanenin Yaratılışı
Texas'ta doğan Carroll Shelby'nin arabayla tanışması babası sayesinde olmuştur. Babası postacıydı ve John Willy's Whippets kullanıyordu. Araba kullanmasını bu şekilde öğrenen Carroll, lisedeyken okulu bırakıp Amerikan Hava Kuvvetleri'ne katıldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında uçak eğitmeni ve test pilot olarak görev aldı. Ordudan ayrıldıktan sonra, petrol ve küçükbaş hayvan işleriyle uğraşmaya başladı. Böylece klasik Teksaslı profiline uymuş oldu.
Ordudan arkadaşları, MG olarak bilinen spor araba markasını Shelby'le tanıştırdılar. O günden sonra 29 yaşındaki Shelby, otomobil yarışçısı olarak pek çok yarışa katıldı. 1954 yılında Aston Martin'in dikkatini çekti ve kısa sürede ABD'nin bir numaralı yarışçısı olmayı başardı. Hem de Avrupa menşeli bir arabayla! 1958'de Avrupa'ya döndü ve Formula 1'de şansını denedi. Fransa ve İngiltere'deki yarışlarda başarılı olamasa da, Monza'daki 4.'lüğü ile dikkatleri çekmeyi başardı. Maserati'deki bu başarısı, Aston Martin'e tekrar katılmasını sağladı ve 1959 yılında Le Mans Serisi'nde birinci oldu. Aynı sezon Formula 1'de ise başarılı olamadı.
Kalp sorunu nedeniyle yarış kariyerini noktalayan Shelby, dikkatini araç üretimine çevirdi. İngiltere'den ithal ettiği AC'lerin Bristol motorlarını, ABD'de Ford motoruyla değiştirip Amerikan piyasasına sürüyordu. Bunlara Cobra adını vermişti. Daha sonradan Shelby Cobra olarak ismi değiştirilecekti. Ford'un pek çok aracını güçlendiren Shelby, Ford GT'yi üreterek Le Mans Serilerinde yarışmasını sağlamıştı.
İlerleyen yıllarda Shelby; Le Mans, Daytona ve Sebring gibi uzun soluklu serilere araba üreticisi olarak katıldı. Buralarda pek çok yarış kazandı. Ford'un eski yönetim kurulu başkanı Lee Iacocca'nın ricası üzerine Shelby, Chrysler ile çalışmaya başladı. Shelby Mustang de bu sıralarda ortaya çıkmış oldu. Dodge Viper, bu serinin en önemli aracıydı ve müthiş bir satış grafiği yakalamıştı. Sonradan Ford'a geri dönen Shelby, buradaki işlerine devam etmişti.
2008'de "Yılın Otomobil Üreticisi Ödülü"nü alan Shelby'nin, kendi adını taşıyan bir çocuk vakfı var. Çocukların ilaç masraflarını üstlenen bu vakıf, 1991'den beri faaliyet göstermekte.
24 Mayıs 2012 Perşembe
F1'in Kalesi: Monaco GP
Bu hafta sonu koşulacak Monaco GP'si, Formula 1 tarihinin en eski yarışlarından biridir. Sokak pistinde yapılıyor olması, sosyetenin rağbet etmesi ve zevk-i sefayı göstermesi açısından Monaco'nun yeri her zaman ayrı olmuştur. Bugün Monaco'nun hem ralli hem de Formula 1 tarihi açısından büyük bir önemi vardır. 1911 tarihinde Monte Carlo Rallisi'ni düzenleyen kişi Alexander Noghes'ti ve 18 sene sonra oğlu, ünlü sigara imalatçısı Anthony Hoghes Monaco GP'yi düzenlemeye başladı. Monaco Otomobil Kulübü başkanı da olan Anthony, Monaco'daki ticareti canlandırmak için bu adımı atmıştı.
İlk yarışı, Bugatti Type 35-B kullanan İngiliz William Grover-Williams kazandı.Williams'ın enteresan bir hikayesi vardır. Monaco'daki yarışa geç katılmasına karşın, yarış günü piste girerek birkaç tur atmış ve pisti tanımıştı. Yarışı kazandıktan sonra da pek çok müsabakada yer almış olan İngiliz sürücü, İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'dan İngiltere'ye kaçmış ve İngiliz Özel Operasyon Birliği'ne katılmıştı. 1942 yılında Fransa'ya gelen Williams, "Kestane Operasyonu" olarak da bilinen bir sabotaja katılmıştı. Fransa'da, askeri araç üreten Citroen fabrikasında bir süre çalışan Williams, 1943'te Nazi Birlikleri'nce yakalanmış ve Sachsenhausen Toplama Kampı'na götürülmüştü. İngiliz pilot, 1945 yılında infaz edilerek hayata gözlerini yumdu.
1930'larda yükselişe geçen Monaco GP, o yıllarda 100 tur üzerinden yapılıyordu. Özellikle 1933 yılında İtalyan pilotlar Achille Varzi ve Tazio Nuvolari arasında geçen 100 turluk müthiş çekişme, F1 tarihinin unutulmazları arasındadır.
İkinci Dünya Savaşı ile ara veren yarışlar, 1955'ten sonra kesintisiz olarak devam etti. Ancak 1955'teki yarışa, 1952 ve 1953 sezonlarının şampiyonu Alberto Ascari'nin ölümü damga vurdu. 80. turda şikanı kaçıran İtalyan pilot, liman girişinden denize uçtu. Hemen denizden çıkarılmasına rağmen Ascari kurtulamadı.
1963-1969 yılları arasında İngiliz Graham Hill tam beş yarış kazanarak "Bay Monaco" lakabını almıştı. Ancak 1987-1993 yılları arasında Ayrton Senna'nın altı galibiyeti, bu lakabı geride bıraktı. Monaco, sürprizleri bol olan bir pist. 1972'de Fransız Jean Pierre Beltoise ve 1996'da Olivier Panis ilk ve tek galibiyetlerini burada elde etmişlerdi. İki yarışın da yağmurlu havada yapıldığı hatırlatalım.
Monaco GP, belki de Formula 1'in yenilikçi tarafına karşı duran en güzel ve en eşsiz yarıştır. Tilke'nin modern ve tek düze pistlerinin yanında, Monaco'nun sıradışı bir şekilde olması ve buram buram tarih kokması, onu daha da özel yapıyor.
1930'larda yükselişe geçen Monaco GP, o yıllarda 100 tur üzerinden yapılıyordu. Özellikle 1933 yılında İtalyan pilotlar Achille Varzi ve Tazio Nuvolari arasında geçen 100 turluk müthiş çekişme, F1 tarihinin unutulmazları arasındadır.
İkinci Dünya Savaşı ile ara veren yarışlar, 1955'ten sonra kesintisiz olarak devam etti. Ancak 1955'teki yarışa, 1952 ve 1953 sezonlarının şampiyonu Alberto Ascari'nin ölümü damga vurdu. 80. turda şikanı kaçıran İtalyan pilot, liman girişinden denize uçtu. Hemen denizden çıkarılmasına rağmen Ascari kurtulamadı.
1963-1969 yılları arasında İngiliz Graham Hill tam beş yarış kazanarak "Bay Monaco" lakabını almıştı. Ancak 1987-1993 yılları arasında Ayrton Senna'nın altı galibiyeti, bu lakabı geride bıraktı. Monaco, sürprizleri bol olan bir pist. 1972'de Fransız Jean Pierre Beltoise ve 1996'da Olivier Panis ilk ve tek galibiyetlerini burada elde etmişlerdi. İki yarışın da yağmurlu havada yapıldığı hatırlatalım.
Monaco GP, belki de Formula 1'in yenilikçi tarafına karşı duran en güzel ve en eşsiz yarıştır. Tilke'nin modern ve tek düze pistlerinin yanında, Monaco'nun sıradışı bir şekilde olması ve buram buram tarih kokması, onu daha da özel yapıyor.
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Tanınmayanların Kupası
2006'da turnuva ilk olarak Oksitanya'da yapıldı. Fransa'nın güneyinde yer alan bölgede yapılan turnuvaya dört takım katıldı. Ev sahibi Oksitanya dışında; Monako, Laponya (İsveç-Norveç-Finlandiya'nın kuzeyinde bir bölge) ve Güney Kamerun katıldı. Lig usulü yapılan turnuvayı, finalde Monako'yu 21-1 yenen Laponya kazandı.
2008'de iş biraz daha büyüdü. Katılan ülke sayısı beşe çıkmış ve iki kadın takımı da aralarında maç yaparak turnuvaya dahil edilmişti. Erkeklerde lig usulü yapılan turnuvaya, ev sahibi Laponya dışında, Kürdistan, Padonya (İtalya'nın kuzeyinde), Süryaniler ve Provence (Fransa'nın güneydoğusunda) katıldılar. Süryaniler'i finalde 2-0 yenen Padonya ikinci şampiyon oldu. Bu sırada kadınlarda Kürdistan'la iki maç yapan Laponya, iki maçı da kazanarak mutlu sona ulaştı.
2009'da ev sahibi Padonya'ydı. Kürdistan, Oksitanya, Provence (Güney Fransa'da bir bölge), Laponya ve Gozo (Malta'nın batısındaki ada) da diğer katılımcı ülkelerdi. İki grup olarak oynanan maçlar sonunda, Kürdistan ve Padonya karşı karşıya geldiler. Maçı 2-0 kazanan Padonya şampiyon oldu.
2010'daki turnuva, Malta'yı oluşturan üç adadan biri olan Gozo'da yapıldı. Altı takım mücadele etti. İkişer grupta, ilk iki sırayı alan takımlar çapraz eşleştiler. Ev sahibi Gozo dışında, Kürdistan, Padonya, Oksitanya, Provence ve Sicilya turnuvada yer aldılar. Finalde Kürdistan'ı 1-0 yenen Padonya, üst üste üçüncü şampiyonluğunu elde etti.
Turnuvanın 2012 versiyonu, ülkemizin dibinde olan Kürdistan Bölgesi'nde yapılacak. 6-9 Haziran'da gerçekleşecek turnuvaya, ev sahibi Kürdistan dışında, Oksitanya, Provence gibi tecrübeli ekiplerle birlikte; Kuzey Kıbrıs, Darfur (Sudan'ın batısında), Zanzibar (Tanzanya'ya bağlı ada), Batı Sahara, Raetia (İsviçre'nin kuzeyinde), Tamil İlam (Sri Lanka'nın kuzeydoğusunda) gibi ülkeler de turnuvada yer alacaklar. Aslında Tamil ve Rhatia'nın yerine önce Monako ve Tibet gelecek deniyordu ama onlar iptal olunca, bu iki ülke turnuvaya dahil edildi. Grup maçları Süleymaniye ve Duhok'ta oynanacak. Erbil'se yarı final, final ve üçüncülük maçına ev sahipliği yapacak. Bundan sonrası ise, yabancı bir siteden alıntı. Geniş bilgiler vermiş, ben de kısaltarak sizlere sunuyorum:
Turnuvanın bu seneki favorisi Kürdistan. Filistin'de yapılan Al Nakba Turnuvası'nda ilk kez FIFA'ya üye ülkelerin takımlarıyla maç yaptılar. Gruptan çıkmayı başaran takım, yarı finalde Tunus'a 3-1 yenilince elendi. İki kez finalde yenildikleri Padonya'nın bu turnuvada olmaması onlar için şans.
2006 ve 2010'un üçüncüsü Oksitanya da iddialı takımlardan. İlginç bir özellikleri var: Takımdaki herkes Oksitanyaca konuşmak zorunda. Kadrolarında, Fransa'nın en alt seviyesindeki liglerde oynayan futbolcular bulunuyor.
2009'un dördüncüsü Provence, dördüncü kez bu turnuvaya katılacak. Oyuncuları genellikle Fransa'nın 4.-7. liglerinde oynuyorlar. Böyle bir dağılıma sahip takımda, İsrail'in Hapoel Ra'anana takımında oynayan Gaetan D'Acunto fark yaratabilir.
Gelelim bu sene ilk kez katılanlara. Kuzey Kıbrıs, her ne kadar FIFA nezdinde çalışmalar yapsa da, pek çok turnuvaya da katılıyor. 2007'de 10 maçlık yenilgisizlik serisi olan Kuzey Kıbrıs, Zanzibar karşısında 2-1 yenilmiş ve bu unvanını kaybetmişti. O zamandan sonraki ilk uluslararası turnuvası olacak. Savunması ile öne çıkan takımda kaleci Hasan Piro ve savunmacı Serhat Önet önemli isimler olarak duruyor. Ayrıca Hamis Çakır da golcü bir futbolcu.
Darfur da ilk kez katılacak turnuvaya. Çad'daki kamplarında hazırlanan Darfurlular, bu turnuvaya özenle gösteriyorlar. 61 kişilik kadro 15'e indirildi. Teknik direktör Mark Hodson'a göre, takımda inanılmaz yetenekli oyuncular var. Forvetlerinin çok etkili olduğu söyleniyor.
Zanzibar, genç bir kadroyla buraya katılıyor. Tanzanya Ligi'nde oynayan futbolcuları var. Genel Sekreter Masoud Attai, "Buraya kupayı kaldırmaya geldik" diyor. Gençler ama iddialılar.
Raetia, son anda dahil edildi turnuvaya. 2011 Ağustos'undan beri maçlar yapıyorlar. En zayıf halka olarak duruyorlar. 6-1 ve 17-1'lik mağlubiyetleri var önceki maçlardan.
Batı Sahara, turnuvanın sürpriz yapabilecek ekibi olarak gözüküyor. Takımda tecrübeli oyuncular var ve 2 aydır bu turnuva için çalışıyorlar.
Tamil, turnuvanın son takımı. Çok fazla bilinmiyor. Futbolcular Almanya, Norveç, Kanada gibi yerlerden geliyor. Yarı amatör ve amatör futbolculardan kurulu bir ekip. Kolay bir rakip olmayacakları düşünülüyor.
22 Mayıs 2012 Salı
En İyi Kaybeden
McLaren Mercedes patronu Ron Dennis'in güzel bir lafı vardır: "Yarış kazanamamak beni üzüyor. İkinci olmak daha da üzüyor. Çünkü ikinci olmak, kaybedenlerin ilki olmaktır".
Son yıllarda WRC'de yaşanan gelişmeler bizleri umutlandırsa da, Citroen ve Sebastien Löeb'ün sürekli şampiyon olması, ralli dünyasında dikkatleri IRC'ye çevirdi. IRC'de çekişme çok daha üst düzeyde ve en azından her sene farklı bir pilot şampiyon olmayı başarıyor. Ancak son üç senedir aynı kişi ikinci sırada yer alıyor: Jan Kopecky!
Çeklerin, Skoda ile ralli dünyasında her zaman özel bir yeri vardır. Pilot anlamındaysa çıkardıkları en iyi adam, bir ara Formula 1'de de yer almış Tomas Enge. Baştaki sözü de düşündüğümüzde, Kopecky'nin neden ülkenin en iyisi olarak görülmediğini daha iyi anlayabiliriz. Aslında Çek pilot, 2006 yılında Skoda'ya WRC dalında en iyi sonucunu getirmişti. Katalunya Rallisi'nde 5. olan Kopecky, Skoda'nın en başarılı derecesine imza atmıştı. Fabrika takımı olmadan bu kadar başarılı olan çok pilot yok. O yüzden Kopecky saygıyı fazlasıyla hak ediyor.
2009, 2010 ve 2011 ikincisi Kopecky'nin bu sezona iyi başladığını söylememiz gerek. İspanya'da ilk sırayı alan Çek pilot, Kuzey İrlanda'da üçüncü ve son olarak Korsika'da ikinci oldu. Ne gariptir ki, şimdilik sıralamada 58 puanla yine ikinci durumda. Ancak önünde daha dokuz yarış var. Bu arada Kopecky, Çek Ralli Şampiyonası'nda da yarışıyor. İlk üç yarışı lider bitirdi ama daha önünde beş yarış var. Orada da ikincilik gelirse sanırım ralli olayını bırakır artık.
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Messi: Avrupa Gol Kralı
Aslında haftalar öncesinden belli olmuştu ama Fransa Ligi'nin de bitmesini bekledim yazı için. Messi, 50 gol atarak Avrupa gol kralı oldu. 2009-2010 sezonundan sonra bu şerefe bir daha ulaştı. İlk 20'nin listesi aşağıda yer alıyor. Sıralama, ülke puanlarıyla çarpıldıktan sonra yapılmıştır.
1- Lionel Messi 50 gol x 2 = 100
2- Cristiano Ronaldo 46 gol x 2 = 92
3- Robin van Persie 30 gol x 2 = 60
4- Klaas Jan Huntelaar 29 gol x 2 = 58
5- Zlatan Ibrahimovic 28 gol x 2 = 56
6- Wayne Rooney 27 gol x 2 = 54
7- Mario Gomez 26 gol x 2 = 52
8. Bas Dost 32 gol x 1.5 = 48
8- Radamel Falcao 24 gol x 2 = 48
8- Diego Milito 24 gol x 2 = 48
8- Burak Yılmaz 32 gol x 1.5 = 48
12- Sergio Agüero 23 gol x 2 = 46
12- Edinson Cavani 23 gol x 2 = 46
12- Aleksandrs Cekulajevs 46 gol x 1 = 46
12- Antonio Di Natale 23 gol x 2 = 46
16- Papiss Cisse 22 gol x 2 = 44
16- Gonzalo Higuain 22 gol x 2 = 44
16- Robert Lewandowski 22 gol x 2 = 44
19- Karim Benzema 21 gol x 2 = 42
19- Seydou Doumbia 28 gol x 1.5 = 42
19- Olivier Giroud 21 gol x 2 = 42
19- Nene 21 gol x 2 = 42
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

































